Vesveseyi Tanıyalım


Nefsin veya şey­tanın kalbe koyduğu hayırsız ve faydasız kötü hâtıralara, kuruntu, iç üzüntüsü ve kararsızlığa, gereksiz telâş, tereddüt ve iç karışıklığına vesvese denir. Zıddı ise, tereddütsüz, kararlı, emin ve azimli olmaktır.

Vesvese, şeytanın insanın hayâl aynasına bir kısım resim ve manzaralar, hâtıra ve hayâller atmasıyla gerçekleşir.  

Aslında vesvese kalbin malı değildir. Zira kalp karşılaştığı durumdan rahatsızdır. Vücuda giren yabancı mikropların fizyolojik yapıda açtığı arızalara karşı vücudun antikorları devreye sokması ve bunun sonunda hararetin yükselmesi gibi şeytanın da kalbimize gönderdiği bizim malımız olmayan yabancı hayâl, düşünce ve vesveselere karşı mânevî yapımız, iman potansiyelimiz âdeta antikor üreterek bu şerlere karşı kavga vermekte, bunun neticesinde de kalbimiz sıkılmaktadır.

Eğer, vücudumuz herhangi bir tepki vermiyor ve boğa yılanı görmüş keçi gibi hemen teslim oluyorsa, o zaman AİDS virüsüne karşı antikorların çaresizliği gibi bizde de iş bitmiş demektir. Bu, iradenin felcidir ve şeytana “Gel, ne istersen yap!” demektir ki, onun istediği de budur.

İnsan, hayaline akıp gelen vesveseye karşı koyamayacağından dolayı sorumlu olmaz. Yani vesvese için irâdemiz devrede değilse ve plân, program yapıp, âdeta “gel” diye kalp ve düşünce kapılarımızı bizzat kendimiz aralamıyorsak, sorumlu sayılmayız. Yeter ki, vesveseyi davranış haline getirmeyelim. Nitekim Hz. Peygamber, bir müslümanın kalbinden geçen duyguları, diliyle söylemediği ve davranış haline getirmediği sürece yüce Allah tarafından affedileceğini bildirmiştir.

Vesvese, insanın ilerlemesine engel olmaması gereken bir örümcek ağı gibidir. Kendine has tutarsızlığıyla bilindiği zaman etkili olamaz. Kur’ân’da, “Muhakkak, şeytanın hilesi zayıftır” buyrulmaktadır. (Nisa, 4/76) Zira şeytanın yaptığı, reklamlarda olduğu gibi, ancak fenalıkları süsleyip cazip göstermektir.

Vesvese, önemsenmediği takdirde hiçbir zarar veremez. Vesvese, hayâl aynasında sönüp gidecek zayıf yansımalardan ibarettir. Örneğin, elinizde tuttuğunuz aynaya karşıdaki yılanın görüntüsü yansısa, aynadaki o yılanın elinize zararı olur mu? Ya da, aynaya yansıyan bir pislik elinizi kirletir mi? Aynaya yansıyan alevli ateş, elinizi yakar mı? Aynen bunun gibi, nasıl karnınızdaki pisliklerin namaza ve elmasın etrafındaki kömür tozlarının elmasa zararı yoksa, aynı şekilde, şeytanın gönderdiği görüntülerin aslî hüviyeti de yoktur, zararı da.

Şeytan, zayıf ve geçici bir görüntü karesini hayalimize atar; biz de cazip bulur ve onu işlettirirsek, o bir karelik manzara, hayâl sinemamızda saatleri içine alan bir film şeridi haline gelir de, farkına bile varamayız. Halbuki şeytana ait olan, o ilk sahnedir. Öyleyse, o ilk oltaya sahip çıkmamak, takılmamak ve onu işlettirmemek gerekir. Gerekir ki, şeytan da bizi işletmesin ve işlete işlete hayâllerimizi gerçeğe dönüştürmesin; sonuçta bizi o bir karelik görüntünün kurbanı etmesin.

Bazen insan hayaline gelen vesveseyi kalben, fikren kabullenip büyütür, kendine mal eder. Derken onu huy haline getirir ve onunla bütünleşir. Ne yazık ki bu, şeytan karşısında ümitsizliğe düşüşün ifâdesidir. Böyle vesveseye mağlup olan insanlar yanılır, çeşitli hatalara düşer ve ibadetlerinden haz almazlar. Vesvese insanı imandan ve ibâdetten uzaklaştırır; yanlış ve batıl yollara saptırır. Hatta vesveseli insan zamanla akli dengesini bile kaybedebilir.   

Dr. Yusuf MACİT   

Samsun   İl Vaizi

  1. Henüz hiç yorum yok.
(yayınlanmayacak)