Beden dili açısından vücudumuzdaki her bir organın ayrı ayrı rolü vardır. Bunlardan en çok alıcı ve verici konumda olan ise baş bölgesi, yani mimiklerdir ve burada da göz önemli yer tutmaktadır. Bunun dışında iletişim gücü olanlar yüz, dudak, el, kol, ayak gibi organlardır.
Göz, vücudun hem dış, hem de iç güzelliğini yansıtan en güzel organıdır. Duyguların aynasıdır. İletişimde gözler sayesinde, yani karşılıklı bakışmayla mesaj alış verişi gerçekleşir. Birbirlerinden hoşlanan kişiler daha sık ve uzun süre göz göze bakışırlar. Bunun gibi ilgi, sempati, çekicilik hatta mutlu bir buluşma anlatan bakışlar da vardır. Dolaysıyla göz, arada bir engel yoksa alıcı ve verici konumdadır. Allah, inanan kullarına gözlerini haramdan sakınmalarını emretmiştir. (Bkz., Nur, 24/30-31)
Hz. Peygamber (as) da, göz bir harama tesadüfi ilişmişse, derhal terkini istemiştir. Nitekim Efendimiz, Hz. Ali’ye bakışlar bakışları takip etmesin, birinci bakış senin, diğeri ise senin değildir (Ebû Davud, 12/Nikah, 43) buyurarak, irade dışı bakışı lehte, aksini ise aleyhte ve haram bir bakış olarak değerlendirmiştir. Bu emirle aynı zamanda yasak ilişkileri önleme hedeflenmiştir. Zira birbirleriyle karşılaşan iki insan, belirli bir uzaklıkta, saniyenin yarısından daha kısa bir zaman dilimi içinde karşılıklı olarak birbirlerinin özelliklerini görürler. Bilinç uyanıklığı ve algı işlevlerini de içeren bu bilgiyi zihinsel süreçlerden geçirir ve iletişimi sürdürmek için gereken ilk iletiyi gözler verirler. Göz göze durumunun sürdürülmesi, iletişimi sürdürmek için gerekli olan “evet”, gözlerin kaçırılması ise, iletişimin kesildiğini belirleyen “hayır” anlamına gelir. Verilen ileti “evet” ise göz göze durumu sürdürülür ve bunu diğer sözlü ya da sözsüz iletiler izler. İşte bu tür sözlü veya sözsüz iletilerin, dince hoş sayılmayan bir kısım yasak ilişkilere sebebiyet vermesini önlemek için tesadüfi olmayan kasıtlı bakışlar haram sayılmıştır.
Göz çok önemli bir organımızdır. Ruhumuz dünyayı göz penceresiyle seyreder. Eğer bir insan gözünü Cenab-ı Hakk’a adamayıp, kendi nefsi hesabına çalıştırsa, o göz geçici bazı güzellikleri ve manzaraları seyretmekte olan şehvetin ve nefsani duyguların adi bir hizmetçisi olur. Eğer insan, gözünü her şeyi gören sanatkarına adasa ve onun hesabına ve izin verdiği ölçüler içinde kullansa, o zaman gözü şu dünyada, her biri yüce Allah’ın sanat mucizesi olan eserin dikkatli bir seyircisi olur.
Her güzel, güzelliğini sever, elinden geldiği kadar muhafaza etmek ister ve bozulmasını istemez. Güzellik bir nimettir. Evet, güzellik nimetine şükredilirse manen ziyadeleşir. Şükredilmezse kaybolur. Eğer güzelin aklı varsa; güzelliğini, günah kazanarak ve kazandırarak ve güzellik ni’metine nankörlük ederek ilahi azaba sebep olacak bir surete çevirmekten bütün gücüyle kaçar. Fani, beş-on senelik dünya güzelliğini ebedileştirmek için harama alet etmez, Rabbinin lütfettiği güzellik nimetine şükreder. Aksi takdirde ihtiyarlayacak, çirkinleşecek, ümitsizce ağlayacak ve bir çok günahları kazanan ve kazandıran o çıplak vücudu Cehennemde güzelliğinin cezasını çektirecektir.
Eğer o güzellik, İslam terbiyesiyle süslense, dünya hayatının o geçici güzelliği sonsuzlaşır ve hurilerin güzelliğinden daha şirin, daha parlak olarak cennette sahibine verilir. Eğer bir güzelin zerre miktarı aklı varsa, bu güzel, parlak ve ebedi olan cennet hayatını elinden kaçırmaz.
Bu konuda Hz. Peygamber (as)’ın şu sözü de hatırlanmalıdır: “Ateş ehlinden iki sınıf vardır, henüz onları görmedim: Bunlardan biri yanlarında sığır kuyruğu gibi bir şeyler taşıyıp onunla insanlara vuranlar; diğerleri ise, giyinmiş, çıplak kadınlar ki, bunlar, (Allah’a itaatten dışarı çıkmışlardır) başkalarını da baştan çıkarırlar. Başları deve hörgücü gibidir. Bu kadınlar cennete girmek şöyle dursun, kokusunu dahi alamazlar. Halbuki onun kokusu çok uzak mesafeden duyulur”(Müslim, Cennet, 53). “giyinmiş fakat çıplak” sözüyle iki zıt vasfa dikkat çekilen bu hadiste kadının, kadınlık yönünü ortaya koyması, dikkatleri çekmek için vücudunun bir kısmını örttüğü halde, diğer bir kısmını açması ve bedenini gösteren şeffaf elbiseler giymesi gibi durumlar kastedilmiş ve bu tavır şiddetle kınanmıştır.
Gerek Kur’ân ayetlerinden ve gerekse Hz. Peygamberin uygulamalarından anlaşıldığına göre giyim ve kuşamın, vücudu örtecek kadar uzunlukta ve genişlikte olması, şekil ve renk yönüyle karşı cinse ait olmaması, kibre vesile olmayıp dikkat çekmemesi dînîn emridir.
Dr. Yusuf MACİT İl Vaizi
Samsun
Son Yorumlar