Rabbimizin lütfuyla 1 Eylül Pazartesi günü ilk orucumuza niyetleneceğiz. Bu müminler için büyük bir bahtiyarlıktır. Rabbimiz, “Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi oruç tutmak size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz” (Bakara, 183) ayetiyle, Müslümanların oruç sayesinde korunabileceklerini ve adeta melekleşeceklerini müjdelemiştir. Zira “Samed” olan; yani her şey Kendisine muhtaçken, Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah (cc), yeme, içme ve benzeri bütün beşerî ihtiyaçlardan münezzehtir. Yüce Allah’ın “samed” ismine ayna olan melekler de, yemez, içmez ve evlenmezler. İşte Kur’an ve oruç ayı olan Ramazanda, gündüzleri yemeyerek, içmeyerek ve beşerî isteklerinden uzak durarak; yani bir anlamda melekleşerek yüce Allah’ın “Samed” ismine ayna olan müminler, geçici olan şu dünya hayatında daimi ve sonsuz olan cennet hayatını kazanırlar.
Pazartesi günü Ramazanın ilk günü olması sebebiyle bu yazımda teravih namazı ve iftarla ilgili bazı noktaları siz değerli okuyucularımızla paylaşmak istiyorum:
Sahabeden Ebu Hüreyre (ra.)’ın beyanına göre Resûlullah (as.), zorunlu tutmaksızın ramazan gecelerinde ibadet etmeyi tavsiye eder ve: “Kim ramazanın faziletine inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek terâvih namazını kılarsa, geçmiş günahları bağışlanır” buyururdu. (Buhârî, Îmân 37)
Teravih, nafile bir namaz olmakla beraber, Hz. Peygamber bu hadisleriyle onu, âdeta imandan bir parça saymış; “Dini bir görev olduğuna inanarak ve riya karıştırmayarak Allah rızâsı için kılanların geçmiş günahlarının bağışlanacağını” duyurmuştur. Âlimler, hadisteki “inanarak” kaydından hareketle “Nâfile olan terâvih namazını kılmak imandan kaynaklanır” ifadesini kullanmışlardır. Teravih namazı, sahâbîlerin uygulamasıyla 20 rek’at olarak kılınagelmiştir.
Yine Peygamberimiz bir başka hadisinde “Kim bir oruçluyu iftar ettirirse, oruçlu kadar sevap kazanır. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmez” buyurmuştur. Burada “iftar ettirmek” ifadesinden, oruçluyu iyice doyurmak da anlaşılmamalıdır. Bu konuda şu örnek tablo aydınlatıcıdır: Sa’d ibn Ubâde hazretleri cömertliğiyle meşhurdu. Bir gün kendisini ziyarete gelen Hz. Peygamber’e, o anda evinde bulunan ekmekle zeytin ikrâm etmişti. Aslında bu, pek tabii ve çok samimi bir ikramdır. Telâşlanmaya, ne yapacağını şaşırmaya hiç gerek yoktur. Evinde ve elinde olanı ikram etmek kâfidir. Hele misafir Hz. Peygamber olunca, tam bir gönül rahatlığı içinde elde olandan ikram edilebilir. Zira O, insan halini çok iyi bilir ve anlayış gösterir. Nitekim Efendimiz, o kıymetli sahâbîsinin ikramını sevinçle kabul buyurmuş ve memnuniyetini “Evinizde hep oruçlular iftar etsin, yemeğinizi iyiler yesin, melekler de duacınız olsun” sözleriyle dile getirmiştir.
Efendimizin bu duası, iyilik ve iyilerin her vesile ile toplumda yaygınlaşmasını temenni etmenin yanında bize, bir oruçluya iftar açtırmanın çok hoş bir davranış olduğunu göstermektedir.
Evet, kimileri ibadetiyle sevap kazanırken, kimileri de küçük ikramlarla sevap kazanabilir ve peygamberimizin duasına mazhar olabilir. Yeter ki insan, sağlam bir niyete ve nezakete sahip olsun.
#1 by eşrefyolalan on 08 Nisan 2009 - 15:39
Hocam, Allah razı olsun çok bilgilendirici olmuş.