Namazla İlgili Kısa Notlar-V


Namazda hûşu’

Hûşu’ (ve hudû’) namazın sırrı ve ruhudur. Âlimler “hudû’ namazdaki şekilsel saygı, hûşu’ ise, gönüldeki manevi ve ruhi saygıdır” derler. Nitekim Hz. Peygamber, birinin namazdaki halini “Eğer onun kalbinde huşû olsaydı, dış organlarında da huşû (sükûnet, saygı hali) olurdu” sözleriyle değerlendirmiş, genel bir ifade ile de, “Kişi vardır, namazını kılar bitirir de, kendisine namazın sevabının onda biri yazılır. Kişi vardır, dokuzda biri, sekizde biri, yedide biri, altıda biri, beşte biri, dörtte biri, üçte biri yarısı yazılır” (Ebû Dâvud, Salât, 128) buyurmuştur. Bu sebeple, namaz kılan kimse, bütün gayretiyle namaz için yoğunlaşmalı, namazın dışındaki her şeyden yüz çevirmeli, gözlerini secde yerinden ayırmamalı, sağa-sola bakmamalı ve üstü-başıyla oynamamalıdır. Namazda huşû’ çok önemlidir. Huşû’ bir bakıma kurtuluşa erecek mü’minlerin özelliğidir. Bu mü’minler Kur’an’da  “Onlar namazlarında tam bir saygı ve tevazu içindedirler” (Mü’minûn, 23/2) ayetiyle anlatılır.Namazda huşû’ kalbin tam olarak dış ilgilerden arınıp, Allah’a bağlanması ile meydana gelir. O zaman gönül huzuru duyulur. Hz. Peygamber, “Namaz gözümün nuru kılındı” (Müsned, 111) buyurarak, namazda Rabbinin huzurunda duruşundaki mutluluğunu ve gözünün aydın oluşunu dile getirmiştir. Kur’an’ın “Allah, senin secdede nasıl kıvrım kıvrım kıvrandığını görüyor” (Şuara, 26/218-219) ayeti de, Efendimiz’in ibadetini tasvir ederken aynı zamanda bizim de nasıl ibadet etmemiz gerektiğini belirtmektedir. Yine Hz. Aişe ra., “Rasulullah sa., ile karşılıklı bir şeyler konuşurduk. Fakat namaz vakti girince Allah’ın azameti ile öylesine meşgul olurdu ki, sanki ne O bizi tanır ve ne de biz O’nu tanırdık” sözleriyle Efendimizin namaza duruşunu anlatmaktadır.Namazın esası huşu’ olduğundan huşû’suz namazın bir önem ve anlamı yoktur. Nitekim Kur’an’da, “Vay haline şöyle namaz kılanların ki onlar namazlarından gafildirler. Yani kıldıkları namazın değerini bilmez, namaza gereken ihtimamı göstermezler” (Mâ’ûn, 107/4-7) buyrulur.Temeli hudû’ ve huşû’ olan namazın manevî bir derinlik kazanabilmesi için bedensel hareketler, sesler yeterli değildir; bu şeklî kalıpların kalpteki kulluk niyeti ve bilinci ile bütünleştirilmesi, Allah’a saygı şuuruyla anlamlı hale getirilmesi gerekir. Huşusuz namaz, ruhsuz ceset gibidir. Huşu’ Allah’ı düşünmenin, anmanın ve Hakkı bilmenin insanın gönlünde meyda­na getirdiği saygıdır. Huşu’ huzurunda durduğumuz varlığın yüce şanını ve azametini düşünerek, kimin manevi huzuruna durduğumuzu idrak ediştir.Makbul ve adamakıllı bir namazın mutlaka huşû’ ile kılınması gerekir. Huşu’ olmadıktan sonra namaz, anlamsız hareketlerden ibaret kalır. Namaz sırasında beden kıbleye yönelirken, kalp ve zihin başka şeylerle meşgulse, namaz gafletle kılınıyor demektir. Namazda Allah’tan gaflet etmek ise, namazın amacı dışına çıkmaktır. Hâlbuki namaz, Hakkı hatırlamak içindir. Zira Rabbimiz, “Beni hatırlamak ve anmak için dosdoğru namaz kıl” (Tâhâ, 20/14) buyurmuştur. Evet, gün­lük ha­yat­ta en ya­rar­lı, en de­ğer­li saatler iba­det ile ge­çen va­kit­ler­dir. Boş ye­re ve bayağı zevk­lerle sa­at­le­ri­ni, gün­le­ri­ni ge­çi­ren kim­se­le­rin na­maz gi­bi ulvî bir iba­dete yoğunlaşmaması, aksine bir an ön­ce çı­kıp kur­tul­ma­ya ça­lış­ma­sı yer­siz ve anlamsızdır.Dr. Yusuf MACİTSamsun İl Vaizi

  1. Henüz hiç yorum yok.
(yayınlanmayacak)