Hz. Muhammed (as) ve Emanet


Emanet Arapça bir kelimedir ve îman ile aynı kökten gelir. İnsanın emin, güvenilir ve itimat edilen kimse olması yani kendisine maddi veya manevi her hangi bir şeyin gönül rahatlığı ile korkusuz bir şekilde teslim edilebilir ve istendiği zaman da eksiksiz alınabilir bir şekilde bulunmasını ifa eder.“Mü’min” inanan ve emniyet telkin eden insan demektir. Peygamberler, zirve insan oldukları gibi, “emin olma” da en baştadırlar. Bu onların her yönüyle güvenilir olduklarını ifade eder. İnsanların güvenmediği bir kimsenin Peygamber olarak görevlendirilmesi düşünülemez.

Hz. peygamber (as), içinde doğup büyüdüğü toplum tarafından, daha Peygamber olarak görevlendirilmeden önce “el-Emîn-Güvenilir Muhammed” olarak tanınmıştı. Mekke’den Medîne’ye hicret ettiği gece yanındaki emanetlerin sahiplerine verilmesi için Hz. Ali’yi yatağında bırakmıştı. Hâlbuki onların sahipleri Mekke’de kalan müşriklerdi; ama müşrik de olsalar emanetler sahiplerine verilmeliydi. Her konuda olduğu gibi bu noktada da Peygamberimizin ölçüsü Kur’an idi. Nitekim şu olay yeteri kadar açıktır:

Fetih günü Resulullah (as), Mekke’ye girdiği zaman Kâbe’nin anahtar taşıyıcısı olan Osman b. Talha kapıyı kilitlemiş ve anahtarını Resulullah’a (sa) teslim etmekten kaçınarak, “Allah’ın elçisi olduğunu bilseydim engel olmazdım” demişti. Hz. Ali de Osman’ı tutmuş, kolunu bükmüş anahtarı alıp Kâbe’nin kapısını açmış ve Resulullah (sa) Kâbe’ye girip iki rekât namaz kılmıştı. Çıktığı zaman, amcası Hz. Abbas anahtarın kendine verilmesini ve eskiden beri sorumluluğunda bulunan hacılara Zemzem dağıtma vazifesi ile beraber Kâbe kapıcılığının da kendisinde olmasını istemesi üzerine Nisa suresi 58. âyeti indi. Bundan dolayı Hz. Peygamber (sa) anahtarları Osman’a geri verip teslim etmesini ve kendisinden özür dilemesini Hz. Ali’ye emretti. Hz. Ali de anahtarları götürüp özür dileyince Osman: “Beni zorladın, bana eziyet verdin, sonra geldin hatanı düzeltmeye çalışıyorsun” dedi. Hz. Ali de: “Senin hakkında Allah (cc) ayet indirdi” deyip, “Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder…” (Nisa, 4/58) âyetini okudu. Bu olay üzerine Osman, şehadet getirerek Müslüman oldu.Emanete bakış tarzını, “İki özellik vardır ki bunlar mü’minde huy haline gelmez. Bunlar, hıyanet ve yalandır”  (Hanbel, 5/252) sözleriyle dile getiren Resûlullah (as), bir gün yanındaki cemaate konuşurken, bir adam gelerek: “Ey Allah’ın Resûlü! Kıyamet ne zaman kopacak?” diye sordu. Efendimiz (as): “Emanet zâyi edildiği vakit Kıyameti bekleyin!” buyurdu. Adam: “Emanet nasıl zâyi edilir?” deyince, Efendimiz (as): “İş, ehil olmayana verildi mi Kıyamet’i bekleyin!” (Buhari, Rikak, 35) buyurdu. Emânetin kaybolması, insanlar arasında dürüstlüğün, adaletin, hakkına razı olma duygusunun kalmaması, kimsenin kimseye güvenemez hâle gelmesi demektir. Bu da hilekârlıkların, haksızlıkların artmasıyla olur. Yine kamu işine o işe ehil olmayan hatta o işten hiç anlamayan ve sorumluluk duygusu taşımayan kişiler getirilince işler aksar, toplumda huzursuzluk başlar, şikâyet ve kavga, yıkım artar. Olumsuzluklar kıyamet kapısını aralar.

Dr. Yusuf MacitSamsun il vaizi

  1. Henüz hiç yorum yok.
(yayınlanmayacak)