Günah Münafığı Rahatsız Etmez


    Elimizde çok nadide bir vazo bulunsa ve onu düşürüp kırsak, ellerimizi dizimize vurur, üzülürüz. Aslında işlediğimiz her bir günahla, bize bahşedilen hayat fanusumuz kirlenip, kırılmaktadır. İşte bu sebeple en az bir vazonun kırılması karşısında duyduğumuz teessür kadar, işlediğimiz günah karşısında da üzüntü duymamız gerekir. Aksi durum günahı hafife alıyor ve önemsemiyoruz manasına gelir.

    Günah, insanın içinde burkuntu yapıyorsa, bu bir mü’minlik alâmetidir. Burkuntu yapmıyor, rahatsızlık vermiyorsa bu da bir münafıklık alâmetidir. Zira günah münafığı rahatsız etmez. Bu konuda Abdullah bin Mes’ûd (ra.): “Mü’min kimse günahlarını hayalinde öylesine büyütür ki, sanki kendisi bir dağın eteğinde oturuyormuş da dağ üzerine çökecekmiş (ve altında kalacakmış gibi) zanneder. Günaha düşkün kimse ise günahlarını, burnunun üstüne konan (ve hemencecik kovup ısırmasını engellerim diye düşündüğü) bir sinek gibi görür” (Buhârî, Daavât 4) der.

    Yüce Rabbimiz bir âyette “Eğer size yasaklanan günahların büyüklerinden kaçınırsanız, sizin öbür küçük günahlarınızı örtüp affederiz ve sizi değerli bir mevkiye yerleştiririz” (Nisa, 4/31) buyurur. Kaçınılması istenen büyük günahlar ise şunlardır: Yüce Yaratıcı’ya eş ve ortak koşmak, sihir ve büyü yapmak, haksız yere cana kıymak, anne ve babanın hukukunu çiğnemek, yetim malı yemek, faiz yemek, yalan yere şehâdetde bulunmak, cepheden kaçmak, iffetlilerin iffetiyle oynamak.

    Diğer taraftan bir insan olarak hata işleyen kimseye düşen görev tevbe ve istiğfar etmektir. Tevbe, yapılan fiilin çirkinliğini bilmek ve ondan iğrenerek vazgeçmektir. İstiğfar ise, Allah’a “Rabbim, beni bağışla!” diye dil ile yalvarmaktır.

    Yüce Rabbimiz kur’anda “Ey iman edenler! Allah’a samimiyetle tevbe edin!” (Tahrim, 66/8) buyurarak, inananları günahlârı için samimi tevbeye çağırmaktadır. Samimi tevbe, kişinin işlediği günahın çirkinliğini bilmesi, çirkinliği vicdanında hissederek pişmanlık duymasıdır. Allah (cc.) “Samimiyetle tövbe edin” derken, kulunun yaptığı suçtan dolayı kendi kendine “Ben artık bu suçu bir daha yapmayacağım” diye söz vermesini istemektedir. Zira gönülden çıkmayan “Tevbe ettim” sözü Hakk’a yöneliş ve günahları itiraf sayılmaz. Böyle tevbe etmiş görüntüsü yani kalpte olmayanı ortaya dökmek edebe aykırıdır.

     Diğer bir nokta da samimi tevbe edeni Mevla’nın af edeceği gerçeğidir.

     Bu konuyla alakalı olarak şu hadise yer vermek istiyorum:

    Hz. Ali (ra)’ın anlattığına göre bir defasında Peygamber efendimiz (sa):

    “Size yüce Allah’ın kitabındaki en faziletli ayeti haber vereyim mi? buyurmuş ve bunun;

    “Başınıza gelen her musîbet, işlediğiniz günahlar (ihmal ve kusurlarınız) sebebiyledir; Allah günahlarınızın birçoğunu da affeder” (Şûra, 42/30) mealindeki ayet olduğunu ifade ettikten sonra;

    “Ey Ali! Bunun ne demek olduğunu sana biraz açıklayayım:

    Dünyada hastalıktan, cezadan, bela ve musibete kadar her ne başınıza gelmişse, kendi elinizle işlediğiniz günahlarınızın cezasıdır. Yüce Allah (cc.) bunlardan dolayı size:

    Ahirette ikinci bir ceza vermeyecek kadar kerem sahibidir ve yine

    Dünyada yaptığı aftan dönmeyecek kadar da çok hilim sahibidir” buyurmuştur. (Müsned, 1/85)

Dr. Yusuf MACİT     İl Vaizi     Samsun

  1. Henüz hiç yorum yok.
(yayınlanmayacak)