Çin Depremi ve Çocuklar


Myanmar’ı vuran Nergis kasırgasının ardından Çin’in güneybatısında meydana gelen 7,8 büyüklüğündeki depremde ölenlerin sayısı sürekli artmaktadır. Depremin merkez üssü olan Wenchuan bölgesinde, binlerce kişinin enkaz altında kaldığı sanılıyor. Ajansların verdiği bazı bilgiler şöyle:Shifang bölgesindeki iki kimyasal fabrika, Hanwang’da da bir fabrika yıkıldı. Dujangyan kentinde hastane yıkıldı. Beichuan’da yıkılan bir kolejdeki bin kadar öğrenci ve öğretmenin hayatından endişe edilmektedir. 161 bin nüfuslu Beichuan Qiang’da ise evlerin yüzde 80′i yıkıldı. 8 okul çöktü. Binlerce insan enkaz altında kaldı.1,3 milyar nüfusuyla dünyanın en kalabalık ülkesi olan Çin, 1970’lerde yürürlüğe koyduğu “tek çocuk” politikasıyla nüfusunu kontrol altına almak istiyor. Ancak bu politika yüzünden birçok aile, özellikle tek çocuk olacaksa bu mutlaka erkek olsun diyenler, henüz anne karnındayken doğacak bebeğin cinsiyetini öğreniyor ve çocuk kız ise kürtajla katlediyorlar. Bu durum erkek çocukların orantısız çoğalmasına yol açıyor. Erkek nüfusun bayanlardan 37 milyon daha fazla olduğu Çin`de tek çocuklu ailelerin çoğalmasıyla hala, dayı, amca, enişte gibi kavramların ortadan kalktığı ve akraba sıkıntısı sorunu yaşandığı belirtiliyor.Yetkililer, bu politikadan vazgeçilmediği takdirde ülkedeki erkek ve kız çocuklar arasında yaş, sayı ve artış oranlarında düzensizlik meydana geldiğinden ilerde Çin’de ve dolayısıyla dünyada kadın erkek dengesinin bozulacağına, cinsel problemlerin ortaya çıkacağına dikkat çekiyorlar. Cahiliye devrinde de, belli yörelerde ve toplumun belli kesimlerinde dünyaya gelen kız çocukları büyük çoğunluğu itibariyle diri diri toprağa gömülmekteydi. Bu vahşice âdeti, kimileri tuhaf bir cahiliye geleneğiyle, kimileri geçim sıkıntısı, mal ve mülkün kızları vasıtasıyla başkalarına geçeceği endişesiyle, kimileri de kızlarının kötü yola düşeceği korkusuyla yapıyorlardı. Bu husus Kur’an’da “Onlardan birine bir kız çocuğunun dünyaya geldiği müjdelenince de öfke ve üzüntüsünden yüzü mosmor kesilir ve yutkunur durur. Kendisine verilen haberin (güya) kötülüğü sebebiyle halktan gizlenmeye çalışır. Şimdi ne yapsın; kendince zillet ve horluğuna katlanarak o bîçareyi tutsun mu, yoksa toprağa mı gömsün? (Böyle kız-erkek ayrımı yapmakla) ne kötü karar alıyorlar!” (Nahl, 16/58-59) ayetiyle anlatılmaktadır.Geçmişte olduğu gibi günümüzde de, en medenî denilen toplumlarda bile, kızlar aynı problemleri yaşamaktadırlar. Muhtemelen cahiliye dönemi insanı bugün yaşasaydı, anne karnındaki çocuğun kız olduğunu doğumdan çok önce tespit edebilecek ve kürtajla aldıracaktı. Ve yine bugünkü Çin örneğinde olduğu gibi kızlarını henüz cenin iken anne karnında parçalatıp aldırarak hayat hakkı tanımayanlar, cahiliye döneminde yaşasalardı muhtemelen kız çocuklarını diri diri toprağa gömeceklerdi.  İslâm, çocuk sahibi olmayı ve neslin devamını sağlamayı gerekli görmüştür. İslami anlayışa göre kadın, insanlığı oluşturmada erkeğin tam ve eşit ortağıdır. Fakat bu eş ve ortak olma, bir elmanın iki yarısı gibi değil, yapbozda bir bütünü oluşturan iki parça gibi girintileri-çıkıntıları, yani birbirlerinden farklı yanlarıyla birbirlerine geçmiş ve birbirlerini bütünleyen bir niteliğe sahiptir. İslam’a göre erkek de, kadın da hayat için vazgeçilmezdir. Erkek baba, kardeş, büyükbaba, amca, dayı; kadın ise anne, kızkardeş, büyükanne, hala, teyzedir. Bu noktada kadının rolü erkeğinkinden asla daha az değildir. Her konuda onun dengi haklara, hattâ kadın ve anne olarak çok daha büyük bir saygı, sevgi ve ihtimama sahiptir.  Dr. Yusuf MACİT İl Vaizi SAMSUN

  1. Henüz hiç yorum yok.
(yayınlanmayacak)