Çevrecilik Anlayışımız


İslam düşüncesine göre varlıklar yaratılıştan kutsaldır. Yüce Allah, yerde ve gökte, görünen görünmeyen pek çok varlık yaratmıştır. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ı tespih etmektedir (Hadîd 57/1). Ne var ki biz insanlar, onların tespihlerini anlayamıyoruz (İsrâ 17/44). Küçüğünden büyüğüne, bütün varlıkların, fizikî kıymetinin ötesinde manevi bir değeri vardır. Sözgelimi, Allah cc, hayvanlar hatırına yağmur bile yağdırır (İbn Mâce, Fiten 22). Varlıklar, Allah’ın varlığına ve birliğine birer delildir ve her an Allah’ı zikreden ve kendi halleriyle O’na sürekli ibadet eden tabiî mü’minlerdir. Allah her şey için bir ölçü ve denge koymuştur (Rahmân 55/7). Bu ayetle tabiî ve ekolojik bir dengenin varlığına dikkatimizi çeken Rabbimiz, “Sakın dengeyi bozmayın” (Rahmân 55/8) diye emretmiş, aksi takdirde insanlığın istenmeyen durumlarla karşılaşabileceğini belirtmiştir (Rûm 30/41; Şûrâ 42/30).Gökler, yer ve bunlar arasında bulunanlar, oyun ve eğlence olsun diye yaratılmamıştır. En güzel biçimde yaratılan insanla diğer varlıklar arasında sistemli bir uyum vardır. Zira insan, Allah’ın milyonlarca yıl önce yarattığı suyu içmekte; aynı havayı solumakta; var edildiği günden beri aynı toprağı, ağaçlar ve diğer canlılarla birlikte paylaşmaktadır. İşte bu doğal dengenin Allah’ın koyduğu ilahi, fıtri yani tabii ölçü ve sınırları içinde korunması namaz, oruç vb. ibadetler gibi Allah’ın birer emridir. Bu dünyada hava, toprak ve su gibi doğal kaynaklar yalnız insanın değil, bütün canlıların ortak malıdır. Ancak insan, canlılar içinde çevreyi algılayabilen tek varlık olduğundan çevrenin sorumluluğunu yüklenmiş, onu şekillendirmek ve korumakla görevlendirilmiştir.  Allah cc, insanlardan yeryüzünü ve içinde yaşadıkları çevreyi imar etmelerini istemiş (Hûd,11/61), fesat ile tahrip etmekten de sakındırmıştır (Bakara 2/205).Doğal çevreyi yağmalanacak, sömürülecek bir yer değil, insanın içinde yaşadığı tabii bir ev olarak takdim eden Hz. Peygamber, bir kabrin baş ve ayakuçlarına iki yaş dal dikmiş, niçin böyle yaptığını soranlara, “Bu dallar yaş kaldığı müddetçe azaplarının hafifleyeceği umulur” (Buharî, Vudû’ 55, 56) buyurarak, günümüze kadar kabristanlıklarda süregelen ağaçlık ve yeşillik geleneğini başlatmıştır. Bir hadisinde “Herhangi birinizin elinde bir fidan varken, kıyâmet kopacak olsa da, derhal onu diksin!” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 191) buyuran Efendimiz, çevreye zarar vermenin kötü bir davranış olduğunu da “Günahkâr bir kimsenin ölümüyle insanlar, ülkeler, ağaçlar ve hayvanlar rahata ererler(Müslim, Cenâiz, 61) sözleriyle dile getirmiştir. Yine Hz. Peygamber, hazır bulunduğu bir cenaze töreninde, mezarın içinde hafif bir kazılış hatası görmüş ve bunun düzeltilmesini istemişti. Kendisine bu hatanın ölüyü rahatsız edip etmeyeceği sorulunca, “Aslında böyle şeyler ölüyü ne sıkar, ne de ona rahatsızlık verir, fakat bu, sağ olanların gözlerine güzel görünmesi içindir” (Taberânî, Mu’cemü’l-Kebîr, 24/306) buyurarak, “Kapatılmak üzere olan bir mezarda bile böyle ise, normal durumlarda çok daha dikkat etmemiz gerekir” dedirtecek bir mesaj vermiştir.İslam’da Allah’a kulluk, yalın bir iman ve belirli zamanlarda yapılan ibadetlerle sınırlı olmayıp, insanın dünya hayatındaki bütün faaliyetlerini kapsamaktadır. İnsanın, Allah’ın koyduğu ölçüler içinde hareket etmesi, zulüm ve kötülüğe karşı durması ve yeryüzünde imar faaliyetlerinde bulunup çevreyi güzelleştirmesi de kulluk görevlerinden sayılmıştır.   Dr. Yusuf MACİT İl Vaizi Samsun

  1. Henüz hiç yorum yok.
(yayınlanmayacak)